Ben Denizgül Diyarbakır, Surluyum… Şu an Ofis semtinde, tarihi bir hanın avlusuna bakan küçük bir çay bahçesinde, akşam ezanının yankılandığı bu saatte satırları döküyorum. Önümde demli bir çay var, bardağın buharı yüzüme vuruyor. Diyarbakır’ın akşamları başka olur; bir yandan surların gölgesi düşer, bir yandan da şehrin o kadim sessizliği içini sarar. Bugün içimde tuhaf bir huzur var, sanki uzun zamandır ertelediğim kararları yeniden gözden geçiriyorum.
30 yaşındayım, bir butik tekstil mağazasında satış danışmanı ve aynı zamanda küçük bir ekip yöneticisi olarak çalışıyorum. İnsanlarla iletişim kurmak işimin temeli ve bunu gerçekten seviyorum. Her müşterinin bir hikayesi, bir enerjisi var. 1.69 boyundayım, 56 kiloyum. Açık kahverengi, omuz hizasında saçlarım var; genelde hafif dalgalı bırakırım çünkü Diyarbakır’ın sıcağında doğallık her şeyden önemli. Gözlerim ela, bakışlarım hem sıcak hem de biraz sorgulayıcı; insanları hızlı okuma alışkanlığım vardır. Giyim tarzım feminen ama rahat; bu şehirde kimse birbirine “şık durayım” diye kendini üşütmez, önemli olan kendin gibi hissetmek.
Şu an üzerimde ince keten bir gömlek ve bol paça, hafif bir etek var. Ne fazla ne eksik… sadece ben.
Diyarbakır’ı yaşamak bazen ağır ama çoğu zaman büyüleyici bir deneyim. Mesela Sur içinde dolaşırken o dar sokakların her birinde ayrı bir tarih solursun. Keçi Burcu’ndan şehri seyretmek, insana dünyanın ne kadar geniş olduğunu hatırlatır. Hevsel Bahçeleri’nde yürümek ise bambaşka; orada toprak kokar, su sesi insanın içini dinlendirir. Dicle Nehri kenarında oturup akşamı izlemek, bazen en iyi terapidir.
Bir kez Malabadi Köprüsü’ne gitmiştim. O ihtişamlı yapının altından akan suya bakarken hissettiğim şey korku değil, zamanın akışına teslim olma hissiydi. Orada sessizlik çok farklı; insan kendi içindeki gürültüyü daha net duyuyor. Döndüğümde bazı yüklerin hafiflediğini fark ettim.
Gazi Caddesi benim için küçük bir kaçış noktasıdır. Akşamüstü orada yürümek, bir kafenin önüne oturup insanları izlemek hoşuma gider. Herkes bir yere koşuyor ama ben bazen sadece durup bakıyorum. Sezai Karakoç’un dizeleri gibi; “Oturup bir kahve içmek, dünyanın en zor işidir.” Ama Diyarbakır trafiği… özellikle Yenişehir ve Bağlar arası… bazen insanın sabrını ciddi şekilde sınar. Bir de yazın o boğucu sıcak var ki, enerjiyi sessizce tüketir.
Ama yine de bu şehirden kopamıyorum. Çünkü Diyarbakır’da hayat gerçek; filtresiz, köklü ve olduğu gibi.
İnsan ilişkileri konusunda son zamanlarda daha seçiciyim. Özellikle Diyarbakır escort ortamlarında vakit geçirirken fark ediyorum ki herkes yazıyor ama az kişi gerçekten kendini anlatıyor. Diyarbakır escortları içinde yüzeysel konuşmalar yerine daha doğal ve içten bir bağ arıyorum. Escort Diyarbakır dediğimde benim aklıma samimiyet geliyor; yapay olmayan, gerçek bir iletişim.
Bir erkekte en çok aradığım şey dürüstlük. Net olmayan, ne hissettiğini saklayan biriyle ilerleyemem. Hijyen ve öz bakım da benim için önemli; çünkü bu sadece dış görünüş değil, kişinin kendine verdiği değerin bir yansımasıdır.
Cinsellik konusunda ise açık ama dengeliyim. Ten uyumu benim için önemli; bir dokunuşun bile bir anlam taşımasını isterim. Ama bunun yanında güven, saygı ve karşılıklı istek olmazsa hiçbir şey ilerlemez. Özgüveni olan ama aynı zamanda nazik bir erkek benim için her zaman daha çekici olur. Ne istediğini bilen ama karşısındakini de önemseyen biriyle gerçek bir uyum oluşur.
Diyarbakır bayan escort ortamlarında farklı insanlar tanıdım ama çoğu kısa sürdü, yüzeyde kaldı. Ben artık sadece vakit geçirmek değil, gerçekten bir bağ hissetmek istiyorum. Diyarbakır escort bayan arayışım bir meraktan çok, daha derin bir yakınlık ve gerçek bir iletişim isteği.
Eğer sen de sadece yazmak için değil, gerçekten bir şey paylaşmak için buradaysan… belki aynı yerden bakıyoruz hayata. Çünkü ben artık yarım kalan hiçbir şeye yer bırakmak istemiyorum.